Pandemi Panzehiri: Bölüm 2

En son coronanın faydalarında kalmıştık. Bu virüs bize kaygılarımız için besleyici bir zemin sağladı, yani gerçek somut bir nesne! Artık hiç çekinmeden, doya doya korkabilir ve hatta bununla da yetinmeyip çevremizdeki insanlara da bu korkularımızı birçok verinin -tam olarak birbiri arasındaki anlamlandırmayı yapamasak da-  bulunduğu tabloların verdiği güvenle yayabiliriz. 

Özgürce korkmak için somut bir nesne: Corona!

Birçoğumuz kendimizi felaket senaryolarının dayanılmaz çekici tadlarından oluşan bir sohbetin içinde bulmuşuzdur. 

Komplo teorileri tüm iştah açıcılığı ile bizi kendine çekip duruyor. 

Bu teorileri bizler için -pandemi öncesinde de- bu kadar çekici kılan nedir?  

Dikkat! Bu aşırı olumsuz senaryoların diğer tarafında da altı bomboş olan aşırı iyimser senaryolar da olabilir. Şimdilik biz son zamanlarda sıklıkla maruz kaldığımız veya kendimizin de yarattığı felaket senaryolarıyla ilerleyelim. Bu kutuplaştırılmış, idealize edilmiş olumsuz varsayımlardan oluşan sohbetlerimizin adeta bir haz nesnesine dönüştüğü zamanlarımız da olmuştur, öyle ki kendimizi sıklıkla bu tür konuşmalar yaparken buluvermişizdir.

İşte bu haz aslında;

yaşamda doyurulmamış taraflarımıza, 

sıkıntımıza, 

ilgi toplama ihtiyacımıza, 

görülme ihtiyacımıza, 

sahne alma ihtiyacımıza, 

anlam kaybının giderilmesi ihtiyacımıza 

hizmet eden ikincil bir haz olabilir mi? 

Olası felaketleri şişirip büyüterek tekrar tekrar konuşmak başımıza gelmiş hayalkırıklıklarının daha da beterini hep birlikte yaşayacağız  veya hayatı kaçırmış olarak ölüvereceğiz demek olabilir mi? 

Farkında olmadığımız suçluluk duygumuzu, başka bir deyişle yaşamımızı tam olarak doyum almadan, evde olma hissine kavuşamadan velhasıl hayatı yaşamamaktan kaynaklanan suçluluk duygusunu corona üzerinden yaşıyor olabilir miyiz? 

Aslında gerçekte neden korkuyoruz ya da başka bir deyişle gerçekte neye ihtiyacımız var? 

Özünde ne yaparsak yahut nasıl olursak kendimizle bağ kurup hayatımızdan daha memnun olabiliriz? 

Korkularımıza bir nesne bulup ona odaklanmak yerine bizi dengeli hale getirebilecek, besleyecek başka nelere odaklanabiliriz? 

Kaygılarımıza sımsıkı bağlı kalmak ve onlara tutunmak yerine birbirimize tutunup kendimize sadık kalabilir miyiz? 

Bir virüs sabırla, istikrarlı bir şekilde aramızda dolaşırken bizler evlerimizde birbirimizle ve aslında kendimizle ne kadar sabırla ve şefkatle kalabildik?

“O zamanlar dünya küçüktü ve insanlar

Kardeşlik kokardı yardım duygularıyla

Paylaşmak, bir sevinci ya da güçlüğü

Bir karşı koyuş biçimiydi hayata.”

Şükrü Erbaş

Şairimizin bahsettiği duyguların benzerine Alfred Adler “Gemeinshaftsgefühl” diyor yani topluluk duygusu! Adler, bu duygunun bize en iyi gelen şeylerden biri olduğunun da altını çiziyor. Kendimizden çıkıp, iç dünyamızın pencerelerini diğerine açmak, diğer odaklı olabilmek. 


Bireysel haz hırsımızdan azade olup 

daha anlamlı hayatlar için neler yapabileceğimiz üzerinde düşünmek, 

başkalarıyla konuşmak, 

bunun için harekete geçmek, 

şimdiye kadar yaptıklarımıza ve yapmadıklarımıza bakabilmek,

maddeden ziyade değer odaklı olabilmek için sorulara yer açmak, 

başkasını ibre alan hasetlikten kurtulup dayanışmanın nasıl daha çok mümkün olabileceğine dair düşünce üretmek,

komşularımızla, akrabalarımızla, pandemi tabiriyle risk grubunda olanlarla, kısacası desteğe ihtiyacı olanlarla iletişim kurmak,

onlara yardımcı olmak, 

morallerini yükseltmek,

başka bir deyişle kendimizi gerçekten işe yarar hissetmek; değerli şairimizin bahsettiği o kardeşlik kokusunu içimize çekmek; 

Adler’in önemle vurguladığı o topluluk duygusunun -olası en büyük şifalardan biri – kolaylıkla ulaşılabilir olması, gelip hayatımıza girmesi, virüsün bize kendisi üzerinden somut olarak -bir koku gibi çabucak ve görünmez bir şekilde yayılmak – gösterdiği gibi belki de çok da zor değildir.

Hastalık nasılsa bizden çok uzakta bir yerde !

Bunun gibi bir düşünceyle yaşayıp giderken salgının Avrupa’ya ve ardından da Amerika’ya sıçraması velhasıl batıya gelmesiyle işleri değiştiren korku hegomonyasına iyi gelebilecek başka neler olabilir?

Kaygı, korku ve ikincil haz nesnelerinden nasıl uzaklaşabiliriz? 

Bize iyi gelen uğraşlar edinmek; 

aslında zaten tecrit edilmiş bir yalnızlık içinde yaşadığımız hayatlarımızda bu duyguyla başedebilme becerisi edinmek,

aman ha sakın sakın üzülmeyeyim endişesiyle, sanal, anlık yatıştırıcılar yerine acıyla da başedebilme yeteneğimizi geliştirmek,

gerekiyorsa -hasta etiketi yapıştırdığımız ama aslında oldukça akıllı, zeki ve gelişme odaklı olan bir çok kişinin yaptığı gibi – profesyonel yardım almak,

“Gemeinschaftsgefühl”ü doya doya hissedebilmek, pencerelerimizi başkasının güneşine açıp aydınlıkta kalabilmek için kirlenmiş ya da ihmal edip elimizi üstünden çektiğimiz pencerelerimizin bakımını yapmak,

edilgen hallerimizden gerçeğimize, bilinçli seçimlerimize geçebilmek olabilir mi ne dersiniz? 

“İçimi açtım sana içini açmak için”

Bİrhan Keskİn

Yapmaya güdülenmiş yorgun hayatlar, suni bedenler!

Tüm saydıklarımıza ek olarak yapmaya güdülenmiş hallerimizi dengeye getirecek hal dilimize (olmak) özen göstermek; bedenlerimizi madde ve yapma odaklı hedeflerimize ulaşmada kullanılacak bir araç gibi süsleyip püsleyip giydirip kuşandırıp aşırı spor yaparak daha da daha da albenili hale gelmeye çabalamak ve hatta bu uğurda didinip kazandığımız gelirimizi, en önemlisi de zamanımızı harcayarak bıçak altına yatıp, ikincil hazlarımızın tatmini için çok da gerek olmayan işlemlere kendimizi maruz bırakmak yerine bedenimizin gerçek gereksinimlerini anlamak, onunla olmak da sayılabilir. 

Yalnız zaman geçirmenin, yalnız tatile çıkmanın, kendimizle olmanın eksiklik duygumuzu tetiklemeye çalışan biraz da haset dolu arkadaş edinmeye değmezsin yargısı ve dayatmalarına yenik düşmeden yapılabilecek güzel şeylerden biri olabileceğini bilmek de dizelerde dediği gibi bir karşı koyuştur doyurulmamış yaşamlara.

“Bir insanın ölümü bir sineğin ölümünden farksız!”

Veba – Albert Camus

Bunun bilinciyle doğanın sadece bir parçası olduğumuzu –doğayla mücadele sloganlarının arkasına gizlenmiş şişinmiş egolarımıza karşın- kabul edip içinde bulunduğumuz ekosistemle uyumlu hale gelebilmek için yaşamımızda değişiklikler, uyarlamalar yapmak, insanı dünyanın merkezi görüp yaptığı her şeyi kendi arzusu, refahı, rahatı için meşru kılıp, onun da ötesinde kutsallaştırıp kendimizi sistemden ayrıksı canlılarmışçasına savurmanın beraberinde götürdüklerini anlamakla kalmayıp idrak etmek, belki kendi eserimiz olan görünmez, hastalıklı hapishanelerimizden çıkış biletimiz olabilir, kendimizi -bu denli yorucu- önemli görme çabamızdan özgürleştirip daha hafif hayatlarımızın sağlıklı tatminiyle memnun olabilir, ölümle yüzleşmek yerine onun da doğal bir süreç olduğunu düşünmeye başlayabiliriz. 

Doğayla bir bütün olarak yaşamak; Nâzım Hikmet’in dediği gibi yaşamak bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden yaşamak sadelikten ve bilinçli seçimlerden geçiyor belki de…

Not: Topluluk duygusu, bilinçli seçimler ve bireysel danışmanlık konularında detaylı bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.  info@shr-consulting.com

Leave a Reply